Hepimiz sosyal medyada zaman
zaman işgören adaylarının İK Departmanı hakkında yazdıklarını, zaman zaman da İK
Departmanlarının adaylardan yakındıklarını tarafların birbirleri hakkında yazdıklarını
okuyoruz. Karşılıklı olarak birbirlerinden yakınıyorlar.
Problemin kaynağı, aslında sosyal
statü ve profesyonel hayattaki rollerden bağımsız olarak, kendimizden
başkalarına karşı saygıyı yitirmek olabilir mi?
Profesyonel yetkinliklerin,
mülakat tekniklerinin ve süreç yönetiminin ötesinde, aslında tam kalbi
ıskalıyoruz: İnsan onuru. İşte bu noktada çözüm de kendini bize çok net
gösteriyor. Bu ana fikir etrafında şekillenen, empatiyi ve nezaketi merkeze
alan davranışlar çözümün kendisi.
Unvanların Ötesinde: Saygıyı
Nerede Kaybettik?
İş dünyasının dijital
meydanlarında her gün benzer bir düelloya şahitlik ediyoruz. Bir tarafta,
gönderdiği özgeçmişe aylar boyunca "olumlu ya da olumsuz" tek satır
dönüş alamayan, kendini değersiz hisseden adaylar; diğer tarafta ise binlerce
başvuru arasında boğulan, randevusuna gelmeyen veya süreçte profesyonellikten
uzaklaşan adaylardan dert yanan İnsan Kaynakları profesyonelleri.
Karşılıklı şikâyetler birikiyor,
taraflar birbirine karşı keskinleşiyor. Peki, her iki tarafın da haklı
sebepleri varken, asıl düğüm nerede atılıyor?
Rollerin Gölgesinde Kalan
"İnsan"
Meseleye sadece bir "süreç
hatası" olarak bakmak, resmi eksik görmektir. Sorunun kaynağı, aslında
sosyal statüden, unvanlardan veya profesyonel rollerden tamamen bağımsız bir
yerde duruyor: Kendimizden başkasına duyduğumuz temel saygıyı yitirmek.
Modern çalışma hayatı bizi birer
"kaynak", "aday" veya "yönetici" olarak
kodladığında, karşımızdakinin de bizim gibi hisleri, kaygıları ve bir onuru
olduğunu unutmaya başlıyoruz. Bir aday, sadece bir PDF dosyasından ibaret değildir;
o dosyanın arkasında bir gelecek umudu, bir aile ve bir emek vardır. Aynı
şekilde, bir İK profesyoneli de sadece bir "karar mekanizması" değil,
kurumun vizyonu ile aday beklentileri arasında sıkışmış, iş yükü altında ezilen
bir çalışandır.
Statü, Saygının Önüne Geçince
Profesyonel hayattaki rollerimiz,
birine üstten bakma ya da diğerini yok sayma hakkını bize vermez. Ne yazık ki,
masanın hangi tarafında olursak olalım, elimizdeki gücü (bu güç sadece
"hayır" deme gücü olsa bile) bir üstünlük enstrümanı olarak kullanma
eğilimine giriyoruz. Saygı, sadece bir "nezaket kuralı" değil,
toplumsal bir sözleşmedir. Bu sözleşme bozulduğunda, mülakat odaları birer
tanışma ve gelişim alanı olmaktan çıkıp, karşılıklı hayal kırıklıklarının
biriktiği soğuk mekanlara dönüşüyor.
Çözüm: Özdeki Saygıya Dönüş
Eğer sorunun kaynağı saygıyı
yitirmekse, çözümü de tekniklerde değil, niyetimizde aramalıyız.
- Aday için saygı; hazırlıklı gelmek, verilen
söze sadık kalmak ve süreci ciddiye almaktır.
- İK için saygı; adayı bilgilendirmek,
zamanına değer vermek ve reddederken bile o kişinin emeğini
onurlandırmaktır.
Sonuçta hepimiz, unvanlarımızdan
sıyrıldığımızda aynı şeyi bekliyoruz: Görülmek, duyulmak ve bir insan olarak
değer görmek. Profesyonel dünya, ancak birbirimizin "insan olma
hakkına" saygı duyduğumuzda daha yaşanılır bir yer haline gelecektir.
Belki de birbirimizden yakınmayı
bırakıp şunu sormalıyız: Bugün karşımdaki kişiye, sadece sahip olduğu unvan
için değil, insan olduğu için ne kadar saygı gösterdim?

Yorumlar
Yorum Gönder